
geçen cumartesi gecesi tek çocuk annesi, kızını yine anasıgile bırakarak kendini gecelere atmıştı. elbette yanında yine bir tek ben vardım. bütün gece iç karartan sohbetler ederek kendisiyle duygusal açıdan yakınlaştık. dertlerimizi açmıştık çünkü birbirimize. artık ben, sen değil, biz olmuştuk çocuklu anneyle... ama biliyorum ki bu satırları okuyorsa nefesi sıkışıyordur, hayır öyle bir şey olmadı diyordur çocuklu anne. çünkü ben yaşta insanla arkadaşlık etmekten utanan bir çocuk annesi o. hakkı da yok değil. nerden baksan genç gibi, çocuğunun abisi yaşında gibi insanım. ama sevecen ve olguna benziyorum. o da sevecenliğimden tedirgin oluyo. korkuyo sevecenliğimden.
çocuklu annenin paranoyak tavırlarını bir kenara bırakacak olursak o gece çok da güldük aslında. çünkü geceyi geçirdiğimiz mekanda yeni bir garson alımına gidilmiş. bu yeni garson da nerden baksan türk gibi olmayan, sarışın, kıvır kıvır saçlı, mavi gözlü, sarı sakallı, iri yarı bi tip. yani ver eline ukuleleyi, ver eline gitarı, al sana "bant & arkaoda sunar: kulaktan kulağa bilmem kim". sadi de posterini yapar. tam olur. hemen her özelliğiyle bir amerikan folk şarkıcısı bu yeni garson, bana kalırsa "mavi göl"deki sarı pipinin adada unutulmuş oğluna tuhaf bir benzerlik içinde. adeta onun büyümüş, eli ekmek tutacak yaşa gelmiş hali... ama belli ki özünde iyi de insan. yine de benim, çocuklu annenin ve değerli eşin benzetme ve yakıştırmalarından nasibini almasına engel değil tabii bütün bunlar...
boncuk gibi, sakallı kıvanç tatlıtuğ gibi, saçları yer yer uğur gürsoy'un faik'i gibi, ey gidi yeni garson...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder