geçtiğimiz günlerden birinde çocuklu annenin evinde çok özel bir toplaşma gerçekleşti. hugh grant'lı kötü romantik komedi sonrası dönen "ahh nerde o eski hugh grant filmleri..." konulu bitmek bilmez anma muhabbeti sonrası bizim bir çocuk annesinin evinde bir organizasyon kararı alındı. hugh grant'ın en iyi filmleri değil belki ama en hoş göründüğü filmler izlenecek, grant'ın ne kadar iyi ve yakışıklı bi insan olduğu enine boyuna tartışılacaktı...olayın sıcaklığını koruması, elbette bizim üşengeç gibi, tembel gibi grup üyeleri ile mümkün olmayacaktı. dolayısıyla hugh grant maratonu ertelendikçe olayın heyecanı kaçmaya başladı. gel zaman git zaman birkaç film üzerinde uzlaştık. grup elemanlarından yarısının çoğunun sattığı gece ise kocce hugh grant maratonu tek bir filmle noktalandı: "about a boy".
tamam film güzel filmdi, biz de önceden beri defalarca izlemiş ve filmi seven insandık ama mesela kembriçli gözde filmi ilk kez izliyordu ve kembriçli olmanın da getirdiği bi "lan biz bu londraları hep gezdik, biliyoruz, yok böyle bi şey, hep senaristlerin abartısı" hissiyatlı gibi bazı laflar tek çocuk annesini olsun, beni olsun hep bozum etti. bi tek o gece aramızda bulunan tek çocuklu annenin çok saçma detaylara gülen kuzeni bu durumdan etkilenmedi. o yine de çok güldü.
maraton tek bir filmle sona erdiğinde hepimiz biraz yorgunduk. çünkü ben öncesinde biraz yorulmuştum açıkçası ne yalan söyliyim. çünkü bu çocuklu annenin "minton" marka blueray dvd oynatıcısının ses ayarı bozuktu ve ben teknik donanım konusundaki izan almaz yeteneklerimle meseleyi kısa ama bedenen yorucu bir sürecin ardından çözmüştüm. onun belli bi yorgunluğu vardı. üstüne üstlük çocuklu anne de çayımı olsun, yemiş tabağımı olsun düzenli güncellemiyordu. ama olsundu. her şeye rağmen eğlenceli gibi, sıkıcı gibi bi geceydi. gördük, hugh grant eskiden iyiymiş de şimdilerde fena bozmuş. yaşlı pezemek afedersin...













