28 Şubat 2010 Pazar

iyice konser bağımlısı oldu















bizimki önceki akşamki konserde bolca eğlenmiş. ancak konserin kısalığı bizimkinin canını sıkmış. doyasıya eğlenememiş olacak ki, dün yine gecelerdeydi bizim çocuklu anne. kadıköy barlar sokağı'nı kendine mekan tutmuş, yanına kembriçli gözde ve dex'i alarak, o bar senin bu bar senin gezerken sucukçunun önünde rastlaştığımız çocuklums ve çetesi daha sonra art diktatör performansını doyasıya yaşamak adına beni panik atak atmosferine sürükledi. elbette reddettim ama çocuklu dinler mi, yapıştırdı cevabı.

baktım iyiden iyiye kalabalık oldu ortam aynen arkaoda'ya kaçışlara yöneldim. yokluğumu farketmesin diye benim gibi dalgalı, saçma sapan saçlı birkaç tanıdığı yerime bıraktım. "üç dakikada bir kulağını ağzının yanına tutarak ne söylediğini dinle ve sessizce gül" diye tembihledim yerime bıraktığımı. ne de olsa çocuklu anneyle sağlam bir dostluğun temeli buna dayanıyordu.

biraz sonra arkaoda'ya çoktan gelmişti bile bizim ekip. belli ki yerime sevememiş ve beni aramıştı gözleri. gece boyunca içti içti danslar etti, türlü kepazeliğin aranan ismi oldu yine. bi ara iki kolunu havaya kaldırarak hız aldı. dedim yandık, kesin parende atacak. hemen etrafını açtık ki üstümüze başımıza düşmesin. gerindi gerindi ama mekanı dar buldu zaar atmadı parendeyi çocuklu kadın. sigara içmeye çıktı onun yerine. bütün gece baca gibi içti dertli midir nedir anne. bir yandan da değerli eşe kesik bakışlar atıyor, adeta gözlerinde sevginin sıcak yüzünü gösteriyordu etrafa. bu sevgi yumağından sıkılarak genç arkadaşlarımla "gece daha bitmedi arkadaşlaaaar hadi başka bir gece kulübüneee! hurrraaaa!" şeklinde oradan ayrıldık.

koca kadına gel desek gelicekti resmen, öylesi açtı eğlenceye, şu saat olmuş...

26 Şubat 2010 Cuma

bensiz ilk konseri















çocuklu anneyle bugün konuştuğumuzda kızını almış evden uzaklaşıyordu. ama korkmayın değerli eşle bir tatsızlık yaşadığından değil, kızı anasıgile bırakıp eğlenmeye gitmek için yapıyordu bunu. dediğini de yaptı çocuklu. karşıda bir başka evli olan, güzel ama evli arkadaşıyla buluşup babeylon'un yolunu tuttu. şimdi, şu dakikalarda gudrun gut konserinde fink atıyor, adeta eğlenceye doyuyollardır kesin...

bu, bi anlamda çocuklunun bensiz ilk konseri. çünkü ben yorgun ve bitkin olduğumdan evde oturmayı seçtim bu güzel cuma akşamında. kembriçli gözde de karşıda bi arkadaşlarıyla buluşmuş ve bana ayıbın büyüğü yapılmıştı. adeta herkes kendi aleminde mutluydu. bana da evde karı gibi türk dizisi izleyerek çekirdek çitlemek kalmıştı. "karı" adlı çıkışım için özür dilerim ama işleri bu noktaya ben getirmedim. çünkü eğlenmek, gülmek, doyasıya kafaları çekip karıya kıza sarkmak benim de hakkımdı. (bu ikinci "karı" kelimesi için özür dilemiycem. belli ki huyum oldu artık.)

kısacası, annenin konserde yaşadıklarını gözlemleyemedim belki ama ajanlarımı bu mekana saldım. kendisini gece boyu gözlemleyip bana bildirecekler... terso bi durum olur da çok eğlenip, peçeteye istek parça yazıp sahneye yollatırsan filan, yaktım seni çocuklu zamane!..

22 Şubat 2010 Pazartesi

arkadaşa sürpriz doğumgünü - final













az önce dizinin bitmesine 5 saniye kala reklamlar girmiş ve bizi çok sinirlendirmişti. izleyici olarak resmen bize şerefsizlik yapılıyodu. işte ordan devam ediyorum:

off bir de ne göreyim! bizim çocuklu anne evde ne kadar konserve bezelye, mısır, havuç varsa tabaklara bölüştürmüş, onları yoğurtlu mayonezli bi hale getirmiş, bi tanesine de az patates kıymış, fırına atmış filan saçma sapan şeyler... doldurmuş masayı... yemin ederim kısa boylu biber turşusu bile vardı. zehir gibiydi. tüm tadım kaçtı. yanına da çay ve soğuk meşrubat verdi çocuklu anne. rizalet bi görüntüydü ama kumpir içi gibi olan o fırınlı şeyden yedim. güzeldi. eline emeğine sağlıktı, belki de yüreğine sağlıktı o anne kokan annenin...

dex yiyecekleri fazla kaçırmıştı. bu nedenle işten gelmiş kıyafetine aldırmadan kalkıp oynamaya başladı. hepimiz şok olmuştuk ama bir yandan da birbirimize bakıp "deli yaaa" diye gülüşüyor ve resmen çok eğleniyorduk. çocuklu anne hemen gelip müziği filan kapadı. hep gürültü etmeyin alt komşu kızıyo filan gibisinden bizi gerdi. meğer derdi balkonda sigara içecek arkadaş bulmakmış. huysuzlanmasından anlamalıydım. ben önündeki yemek bitti sandım, ona çay filan koyacaktım ama sigarasını içince huysuzluğu geçti.

gecenin sonlarına doğru benim ufak bi işim çıktı. yarım saatliğine yanlarından ayrıldım. geri dödüğümde bi de ne göreyim... off var yaa... değerli eş gelip masaya oturmuştu resmen. ama herkes nasıl sıkılmış. ben yokken ortalık iyice sessizleşmiş. az önce elli kollu sapık sapık danslar yapan dex, ehlileşmiş oturuyodu. ben tekim başak süzüldükçe süzülüyor, kembriçlim parmağını saçına dolayarak depresif eğilimler sergiliyordu. çocuklu anne kendini püsküüte vermiş, nedense pamuk prenses kostümü giydirilmiş küçük meyve ortada deli gibi dönüyordu. bu zamana kadar orda sessizce oturan ablamgil bile içine kapanmıştı. bu tabloyu görünce çok üzüldüm ve hemen birkaç kişiyi hedef alan şakalarımla hepsini güldürdüm. her birine laflar sokan şakalarım zaman içinde hoş karşılanmadı ve evlere dağıldık.

olsun ama yine de güzel bi geceydi. (bence ben çok komiğim) (gülüyolar mı diye şaka sonrası yüzlerine baktıklarım nezaketen değil çok içten güldü bence) (değerli eş çok sıkılmıştı yaa, onu öyle görmek beni çok üzdü, hala etkisinden kurtulamıyorum) (pamuk prenses kostümünü de hehehe anlamadım)

yazı dizisi: arkadaşa sürpriz doğumgünü















previously on tek çocuk annesi:
bir önceki postta size her şeyi anlattım. bir daha özetliycek halim yok, zati üç paragraf yazmışım. açın okuyun.

yeni bölüm:
acaba yetişebilecek miydim? evet tam bunları düşünürken ekran donmuş ve jenerik akmaya başlamıştı. daha sonra ben evde çok oyalandım ve yetişemedim. geçen bölümün finali sırf merak ettirme amaçlıydı. çünkü esas olayı hemen başta yaratıp bu bölümün heyecanını kaçıramazdım.

işte bütün bu düşüncelerle yoldaydım. sahilden gitmekle hayatımın hatasını yapmış, adeta 5'le giden sarı dolmuşta gençliğimi solduruyordum. yola çıkarken heyecan dolu gibi olan yüzüm, daha kadıköy'e yaklaşmadan sirke satmaya başlamış, dolmuşta bir yalnız gibi pencere camlarında hayat ışığı arıyor, yakın çevrem ve dostlarıma mesajlarda avuntu bulmaya çalışıyordum. afedersin şerefsiz maç yüzünden geciktim resmen. maç varmış meğer, ben ne biliyim (entel doğmayı, futbol sevmemeyi ben seçmedim) (ben mi istedim doğmayı) (isyanım yaradana) (felsefe bölümü 2. sınıf talebesiyim, kusura bakmayın)...

çocuklu anne art arda mesajlar atıyor, nerde kaldığımı soruyor. benim biraz çekindiğim 'ben tekim başak'ı arattırıp bana gözdağı vermeye çalışıyordu. ama elimden gelen bi şey yoktu. ben şöfere "abi daha hızlı gidemez miyiz? benim biraz acelem var da..." dedikçe şöför oralı olmuyor, "haspin allaaah" gibilerinden başını iki yana sallıyordu. doğrusu bu artist şöföre de iyiden iyiye gıcık olmuştum. elime verseler kuru odunla vura vura döverdim ben bunu kesin. ama stadın orda sıkılıp indim. çareyi yürümekte, bu güzel günde havayı teneffüs etmekte buldum.

çocuklu anne biraz sonra arayıp "biz sürprizi yaptık. istersen sen gelme" dedi. oha nasıl da gücenmiştim. sanki benim elimdeydi. arkadan da kembriçli gözde'nin olsun, ben tekim başak'ın olsun, dex'in ve tek çocuk annesinin meyvesinin olsun kahkaha dolu sesleri geliyordu. beş on dakka sonra yanlarına gittim. aaaooovvv bi de ne göreyim, keşke gitmez olaydım. devamı haftaya... (acaba ne gördüm?) (heyecanlı bekleyiş) (seneye görüşürüz)

arkadaşa sürpriz doğumgünü partisi hazırlığı














bi haftasonu çıkamadı ya, çatladı çatladı... ne yapsam etsem de kaçırdığım eğlencenin eşdeğerinde bir gece tertiplesem diye geceler günler boyu düşünmüş olacak ki çocuklu anne, bugün öğlen aramış, seri katil dexter görünümlü dünyanın en iyi insanı arkadaşımıza sürpriz doğumgünü tertipleme fikri ortaya atıyor. genç anne, hem dex'in doğumgünü şerefine bir araya gelelim, hem de haftasonu kaçırdığı muhabbetlerden haberdar olsun diye düzenlemeye çalıştığı bu gece için benden olumlu yanıtı aldı. çünkü üzüldüm fakire. onu mutlu etmek istedim. ama o bunu anlamadı. anlamadığı gibi bir de "erken gel! geç kalma, yakarım. vakitli gel. adamı hasta etme, hep geç saate kalıyosun, kırıcam boynuzunu, sus daavut!" gibilerinden o anki kızgınlıkla "bizimkiler"e bağladı.

bir de sinsi plan yapmış. bak bak plana bak allasen. bu dex arkadaşımıza sürprizi çok açık etmemek adına toplu mesaj süsü verilmiş "hep birlikte film izliycez, hadi gelin" benzeri bi mesaj atmış. ama bi tek buna atmış. çocuklu anne tedirgin oldu sonradan. "lan bunun telefonu ayfon. acaba görünüyo mudur mesajın sadece buna gittiği?" filan gibi cehalet ve yeni teknolojilerden uzak tedirginlikleriyle benim canımı sıktı. ben ne biliyim görünüyo mudur? aklı sıra ericsson 688 telefonumun çağdışılığını göstermek adına böyle bir yola başvurdu bu rencide edici anne. ne var yani ben seviyorum. telsiz gibi. her yerden de çekiyo. hem de anteni var (bence süper).

neyse gel zaman git zaman akşamki eğlence yaklaştı. saatler 8'i göstermeden orda olmalıydım. acaba yetişebilecek miydim. yoksa yetişemeyecek miydim? peki diğerleri yetişebilecek miydi? yoksa onlar da mı yetişemeyecekti? malum, iş çıkış saatiydi. öyle değil miydi? işte tüm bu merak edilen soruları bir başka post'ta yanıtlıycam ki hem merak olgusunu ayakta tutabileyim, hem de ne biliyim buralar böyle biraz dolu görünsün...

17 Şubat 2010 Çarşamba

yeniden şişmanlamasından korkuyorum

















tek çocuk annesi, son günlerde iyice yemeğe vurdu kendini. ne zaman konuşsak ya yediği bi yemekten bahseder ya da o sırada ağzında nimet olmasına rağmen yine de utanmadan konuşur oldu. ara sıra da yediklerinden övgü dolu sözcüklerle bahsederek ağzını şaplatıyor. sanırım kilo alacak çok yakında. zaten kilolu hallerini biliyoruz. ben şahsen doğum öncesi ürkütücü zamanlarından kalma fotoğrafları görünce bile fenalaştım. bileklerimi kolonyalarla ovarak kendime getirildim. bir daha öyle bi tabloyla karşılaşırsam öyle bi şeyin arkadaşı olacağımdan emin değilim.

bizimki bu iştahlı durumunu "öğrenciyim ya artık hep açım" adlı çirkin sözleriyle açıkladı. gerçekten de öyle. utanmasam cebine harçlık koyucam. öyle azman, öyle doymaz, öyle gençruhlu bi hal aldı. geçen de okulda gezerken can sıkıntısından (bak bak bahaneye bak) yolu öğrenci işlerinden geçmiş ve "ne zaman vereceğniz pasomuzu?" diye kapılarına dayanmış yetkililerin. yemin ederim öğrenci akbilini kafaya taktı bu. ergen gibi boğazına da düşkünlüğü arttı. yakında benjamin rolüyle brad pitt'in alamadığı oscar'a da talip olur tersine yaşlanan böyle bi garip, evlerden ırak anne!

pandomimci anne

geçen pazar yine son derece atmosferik bir konserin pençesine düştük. bağlama gibi ses çıkaran gitarıyla sokak sokak gezip müzik yapan körlere yakın sesler çıkarmasına rağmen yine de çok etkileyen ecnebi bir yaşlı arkadaşın konseriydi bu. kırmızı ışık ve konseri izlemeye gelmişlerden kendini kaptırıp sessizliği düzenli el çırpmalarıyla bozan manyağın biri yüzünden kısa sürede panik atak tehlikesiyle yüz yüze geldim. bu nedenle iki kat alttaki bahçeye inerek biraz sakinleşmeye karar verdim. elbette bahçede beklenen bir isim, tek çocuk annesi, kurulmuş oturuyordu.

onu es geçerek, daha genç, daha dinamik bir grup arkadaşımın masasına geçtim. o da kendi yaş grubuna hitap etti gece boyu. ilerleyen saatlerde tuvalete gittiğim bi ara geri bi döndüm ki ne göreyim! gençler masasındaki dört arkadaşım kendi aralarında ikili sohbete tutulmuş, beni ısrarla aralarına almıyorlardı. hemen her konuda iki grupla da paylaşacağım, onların yaşadıklarına benzer, onları anlayan, yanlarında olan anektodlarla doluydum ama iki grupta da laf hiç kesilecek gibi bi noktaya gelmiyordu. artık iyice canım sıkılmıştı muhabbete girmeye çalışıp, her şeyi başımla onaylamaktan... vurdum kapıyı çocuklu annenin masasına koştum hemen.

beni en iyi anlayacak çocuklu anneyi gittiğimde gördüğüm hal, içler acısıydı. anne de benim gibi iki konuşan grubun arasında kalmış, bir de orta ve köşelerinde sıkışmıştı. dışarı çıkmak istese iki grubu da bölecek ve bunu yapamayacak kadar nazik biri gibi de oturdukça oturmuş, sıkıntıdan patlamıştı. masalarında, kendisinin yüzünü, yanındaki delikanlının muhabbet etmek için öne eğildiği sıralarda kestirebildiğim şekilde bir yer bulup oturdum. tam biraz laflıyorduk ki, yanındaki delikanlı sırtını yasladı ve görüş alanımız kapandı. bu sefer de delikanlı beni lafa tutmuş ve house dizisi hakkında fikir teatrisi içine çekmişti. arkadan da çocuklu anne ağız göz oynatmaya başladı hemen.

delikanlının her kelimesini pandomim sanatıyla adeta bedene getiriyor, resmediyordu çocuklu anne, delikanlının ardından. delikanlı house dediğinde, eliyle kafasının üstüne çatı yaparak ev oluyor, doktor dediğinde kulağına taktığı hayali stateskopla delikanlının sırtını dinliyormuş gibi yapıyordu. konu ugly betty'den açıldığında ise betty'yi tarif eden yüz ve mimiklerini burda anlatamıycam bile, resmen moralimi bozdu koca kadını böylesi akrobatlıklar peşinde koşarken görmek. neyse zaten ben de dayanamadım. bunu o köşeye sıkışmışlığına terkedip, gençlerin yanında soluğu aldım kısa süre sonra. masaya taze kan geldiğini nihayet fark eden genç kızlar, sonunda benimle ilgilenmeye, el kol hareketleri yaparak bana temas etmeye başladı... hoşuma gitti bu.

14 Şubat 2010 Pazar

değerli eş korkuttu















dün gece tatsız bir olay yaşandı. yine içip içip azıtma namına formda olduğumuz bir gündü. özellikle çocuklu anne yine çocuğu anasıgile bırakmış, dansta birinciliğe oynamaya yemin etmişti. güzel bir ortam vardı. neden sonra bizim saygı değerli eş, birden kafasını tutup, yanaklarındaki ateşi elinin tersiyle ölçerek, "aaaooovvv"u bastı! belli ki fenalaşmıştı.

hep birlikte olay yerine, barın köşesine intikal ettik tabii hemen. çocuklu anne dizlerini dövmeye başlayarak "nen var yiğidim... konuş, bir şeyler söyle!" diye bağırıp, olay yaratarak hepimizin arasından sivrilmeye çalışıyor, bu basit rahatsızlığı dramatize ederek tribünlere oynuyordu. biz de değerli eş için elimizden gelenin ne olduğunu bulup, anlayabilmek adına meraklı gözlerle ona bakıyor ve diğer yandan da birbirimize fikir danışıyorduk. değerli eş, "bi soğuk ayran iç, kendine gelirsin" gibisinden önerilerimize kulak asmaksızın, kendini iyi hissetmediğini, eve gitmek istediğini dile getirdi. hepimiz anlayışla karşıladık. ama bizim çocuklu anne fena bozum oldu.

bugün için günler öncesinden hazırlıklara başlayan ve bu güzel cumartesi geldiğinde ise arkadaşlarıyla birlikte eğlencenin, mutluluğun tadını çıkarmayı hedefleyen çocuk annesi, erkenden, en azından gece bitmeden evin yolunu tutmak zorunda olmanın haksız gururunu yaşıyordu. çok üzgündü ve aklı kesinlikle bizde kalmıştı. ama yapacak bi şey yoktu. eşlik konumu, hayat arkadaşlığı konumu elbette ki hepimizin önündeydi. o da alkolünü sevdiği bir arkadaşına emanet ederek, eşinin koluna girip evinin yolunu tuttu boynu bükük.

arkasından ne eğlence koptu ama var ya! hep kaçırdı fakir.

sevgililer günü kutlu olsun yine de






















çocuklu anne ve değerli eşinin sevgililer gününü kutlamadan edemedim. bu güzel sevgililiğin meyvesinin de yanaklarını mıncıraydım keşke elimde fırsat varken. bu güzel kutlama post'unu ablamgile gelen sevgililer günü hediyesiyle süslemek istedim. vibrasyonlu masaj yastığı afedersin.

bir cuma gecesine daha kan doğradı















geçen cuma akşamı, tek çocuk annesi yine insanı yaradana sığındıran ölçüde içip içip azıttı. olay çıkardı resmen. barın olduğu sokaktaki kapıları yumlukladı. zillere basıp kaçtı kocce kadın.

işte bunun gibi cümleler kurmak isterdim size. ama aynı bir ayşe özyılmazel gibi heyecanlı giriş yapıp gerisini getirememekten öteye gidemedim yine (radikal cumartesi gibi olmadık yerde popüler kültür eleştirisi yapmak). çünkü çocuklu anne götürtmedi ileriye. yine hanım hanımcık alkolünü aldı, arkadaşlarıyla oynadı, danslar, figürler etti, sohbetler, muhabbetler, dedikodular olsun... sonra da değerli eş olan beyini alıp evinin yolunu tuttu.

ama hop ordaydı, hop burdaydı tüm gece. hangi masaya gitsem, bir yandan anlattığı şeyin cümlelerini sürdürüp bir yandan da "ha sen mi geldin? geç otur hadi, lafımı kesme, şişlerim." bakışları attı. gözleriyle tehdit etti tüm gece. gözlerine dikkat et sen çizmeyi aşıyorsun, herkesin bir sabrı var bardağı taşırıyorsun diye giricektim yoncimik style. ama o an ambians, ortam felan olsun, müsait diildi. tüm potansiyel sahne şovumu alarak yanından uzaklaştım çocuklunun.

bir güzel gecede daha her diyalog içine girme ihtimalim olan grup sohbetini engelledi. ignore etti, ettirdi çocuklums. olsun ama en azından bu sefer şık giyinmesini bilmişti. yoksa çok ağır konuşurdum.

10 Şubat 2010 Çarşamba

elalemin günahını aldılar











geçen cumartesi yorucu housewarming partisi hepimizi yormuştu. pazar sabahı yine çocuklu annenin evinde toplaşıp hem kahvaltı yaptık, hem kahve içtik, hem de epey dedikodu yaptı bunlar, ben o kısımda kendimi önemli ölçüde geri çekmeyi bildim. 'kembriçli gözde' ve 'ben tekim başak' gittiğimde çoktan çocuklu annenin mutfak masasına dizilmiş, muhabbete başlamıştı. dün gecenin şık ve rüküşlerini tartışıyor, partide içip içip rezalet çıkaran birileri olup olmadığına dair kafa yoruyor, küçük hesaplar peşinde koşarak bire bin katıyollardı. böylesi muhabbetten acayip tiskinirim. o yüzden hemen irite oldum. yine de gece boyunca tenhada kıstırılarak öğrendiğim dedikoduları kendileriyle paylaşmak zorunda bırakıldım ve arkaoda'ya gidene dek evde kapalı kapılar ardında yaşananları bir bir ortaya döktüm.

evde tuvalet kapısı dışındaki tüm kapılar gece boyunca açık kaldığından yaşanan pek bir şey olmamıştı. ben de tabii olmamışı olmuş gibi anlatarak açılmamış yakalar açtım. bu kadar meraklı kadını bir arada bulmuşken bizim temel durur mu, yapıştırmış cevabı. kaka bir yana, ben bi tek dedikoduyu seveni severim. dedikodunun kendisinden haaazetmem. zaten değerli eşin de aramıza katılmasıyla sinema, edebiyat ve modern toplum konularına yoğunlaştık. yani komik youtube videoları, sevdiğimiz karikatürler ve "ne olacağıdı bu fenerin hali?" gibi konuları enine boyuna masaya yatırdık...

türk kahvem bitince tersine de çevirdim ama bakan olmadı. yine de çocuklu anneyi "buzdolapta böylece kalsın, bi dahaki sefere bu fincanı tekrardan gündeme getireceğim" şeklinde tembihledim. inşallah bi terbiyesizlik edip suya tutup çalkalamadın içi kabarmış falı, bi tek benim aleyhime durumlarda evhanımlığı tutan bir çocuk annesi...

arkadaş avcısı













bizimkini okula yazdırdık bildiğiniz gibi.yüksek lisans adı altında, yıllar sonra yeniden okullu olmanın gururunu yaşıyo bizim çocuklu anne. allah nazardan saklasın çok da güzel okuyo. ne zaman arasam okulunda, dersinde, veyahut kantininde. okulun semtinden ayrılmıyo. biz de yakın çevresi olarak takdir ediyoruz elbette.

dün hem bi halini hatrını soriyim, hem de okuldaki durumunu öğreneyim diye aradım kendisini. yeni dersten çıkmış, telaşlıydı. daha şimdiden ders notlarının, bilmem neyin derdine düşmüş anne denecek yaştaki öğrenci anne. bi de sınıftan kendi gibi bi öğrenci kestirmiş gözüne. "ben şununla bi yakın arkadaş oliyim de hangi hoca nasıldır, hangi dersi almak lazım bi etraflıca öğreniyim." diyo sinsice. yüksek öğreniminde bile alçaktan seyrediyo yani bizim bir çocuk annesi.

kantinde gözüne kestirdiği bu arkadaşını ararken bir yandan da yeni eğitim yuvasındaki öğretmenlerini ve diğer şeyleri de eleştirmekten geri kalmadı burnu büyük gibi. hemen ilk günden notunu vermiş herkesin liseli gibi anne. bi tane öğretmeni için "bana takık yaaa." bile dedi. öylesi heyecanlı, öylesi bıraktığı yerden devam, öylesi asibaş işte...

ne diyim, inşallah kantinde aradığı o kızı yaştaki öğrenciyle arkadaşlık kurmuştur da bari öğretmen sanıp yanına gelip soru soranlardan kurtulur çocuklu anne...

7 Şubat 2010 Pazar

ve nihayet housewarming party!

ama ne eğlendik! danslar mı etmedik, kafamızın üstünde mi dönmedik, parendeler atarak birbirimizi mi selamlamadık, neler neler...

yok lan parende kısmını abarttım. ama çocuklu anne yaşına başına bakmadan kafasının üstünde dönmelere, bi takım hızlı figürlere yeşil ışık yakmadı değil. adeta gaza gelmiş, tüm sevdikleri etrafını doldurdukça orta yere bombalama atlamalara kalkmıştı. yine de duygu dolu bi ortam gibiydi. ne de olsa yakın çevremizin önde gelen, gelmeyen herkesi bir aradaydı. tek tük eksikler de vardı elbette. ama o da nazar boncuğuydu adeta. zaten onlar da olmuş olsa ve allah saklasın evde bi yangın, bi afet olsa, kadıköy semti sanat camiası önemli bir yara alırdı. "the day the art died" diye anılabilirdi o gün. yine allah korudu.

onca adam bir de toplu fotoğraf çekildik. valla biri beni ayağıyla fena ezikledi o hengamede. o kişiyi o an tespit edemedim. ortalık ana baba günüydü. bedava içkiyi, çıtır çerezi duyan gelmişti. dansa, eğlenceye doymaktı, hep birlikte eğlenmekti amaç. ama değerli eş iyi bir müzik koleksiyoneri olduğundan hep entel şarkılar çaldılar. figürlerim için uygun bi müzik değildi bu. ben umduğumu bulamadım doğrusu. içki olsun, çerez olsun zaten bunlar sıkça tükettiğim şeylerdi. ama fakir fukara sevindi.

çocuklu annenin yaptığı kuskuslu makarna salatasını anlamadım. ama yedim ondan. sonuçta ortada bir emek vardı ve buna kayıtsız kalamazdım. sebzeli börek de yapmıştı, ondan da gelip gidip tırtıkladım. üç dakikada koca tepsinin dibini gördük hep birlikte. meğer millet akşam yemeğini de aradan çıkarırız diye düşünmüş. bazı madrabazlar gece boyunca açık büfe şeklindeki masanın etrafından bi an olsun ayrılmadı. bazısı sandalye çekip oturuyor, hem kendini hem de evsahibi çifti zor duruma düşürüyordu. özellikle de servise engel oldular, her şeyi hep yediler. olsun bal şeker olsun ama böyle terbiyesizlik de görmedim. masanın imanına kakmışlar!

misafirlerini sıkça zorlu kış şartları altında beklenen tadı vermeyen terasında sigara içirtti çocuklu çift. gerçi içerlerde de kaçak içenler oldu hep. ben ailenin yakın bi dostu olarak kendilerini çeşitli defalar tenkit ettim ama üzerime yürüyenler filan olunca naalet ederek gittim yanlarından. bazı insanlar, yakınım dediğimler nezaketten, incelikten uzakmışlar, karambolde terliğime bile el koyan oldu. gece boyunca onca içini ısıtmışıdım. terasa çıkarken ben de mecburen küçük yavrunun kenarda bulduğum mini terliklerine ayak başparmağı takarak aralarna karıştım. tehdit dolu dakikalardı, hatırlamak istemiyorum...

gecenin ilerleyen saatlerinde çocuklu anne ve değerli eşi, sanırım hem gelen hediyeleri yeterli ve çok da kullanışlı bulmayarak, hem de eve daha fazla eziyet etmeyelim diye bizi kovalamaya başladılar. özellikle çocuklu annenin bi takım esneme hareketleri, değerli eşin uyku dansları çok kırıcıydı. bizi kadıköy'ün uğrak mekanı dans kulüplerine yönlendiriyor, arkamızdan geliyomuş gibi de montlarını giyer gibi yapıyorlardı. adeta çocuk yaştakileri kandırmaktı niyetleri. tabi ben kanmadım ve geceye damgamı vurdum her şekilde. sonrasında bu tenkitlere daha fazla direnemeyerek arkaoda'da kafaları çekmeye gittik. orda da bazı aksilikler oldu. isim vermiycem ama bence bazı arkadaşların gözü değdi ve nazar çıktı. bilirsiniz, renkli gözlülerde nazar olur. (zan altı)


p.s. toplu çekim fotosu henüz elime ulaşmadı, ulaştığında -çirkin çıkmadıysam- belki de buraya fişeklerim sonuçta bana kalmış. ama şimdilik bu, eve giderken yolda çekilen resmimizle idare edin (beklenen şaka) (son şakasını yaptı)

6 Şubat 2010 Cumartesi

ıslah oldu


















Elbette ki yanılmadım. Dün sabah beni uykumdan uyandıran telefon yakın arkadaşım tek çocuk annesinden gelmişti. Artık burdaki sitem dolu satırlarımı mı okudu, eşinden dostundan yanlış yaptığına dair telefonlar mı aldı bilemem. Telefonda bana "Tamam, yarına erteledim housewarming'i. Ya ne yapsaydım, en sevdiğim arkadaşım olan seni mi kıracağıdım" gibi sözler söyledi diye hatırlıyorum. Uyku sersemiydim ama hatrımdakiler bunlar.

İşte ben de bu nedenle tek çocukluyla kısa süreli barış imzaladım. Birkaç saat sonra evindeki partiye iştirak edicem ve aramızdaki bu ufak tatsızlığı unutmaya çalışıcam. Ne de olsa var yok bi tane çocuklu arkadaşım var, onla da aramı açacak değilim. Bu nedenle resimde görünen fotoğrafı koydum buraya. Bu fotoğrafta bir grup iyi insan ıslah edilmek üzere olan bir meranın açılışını yapıyor. Çocuklu anne de ıslah olduğundan, ben de onun semtine gidip evinin açılışını yapma kararı aldım. Fena mı yaptım!..

4 Şubat 2010 Perşembe

desperate housewarming (silme isyan)















vay insafsız anne! görüyo musun şu yaptığını!.. onca aydır planla programla, sonunda safdışı bırakıl! (bırakıt) olacak iş değil!

evet, sonunda bu da oldu ve çocuklu anne beni aylar önce taşındığı ama pintilikten, herkesi denk düşerememekten (bu da bahanesi) bi türlü ayarlamak bilmediği housewarming'i tutup benim dj'lik yapacağım saatler arasında ve o gün yapmaya karar verdi. bu terbiyesizlik, ayıp gibi etmek değil de nedir, soruyorum! gelip ortalık yere ayıbını yapsa, kabahatini yapsa böyle etkilenmezdim, böylesi içselleştirmezdim sevgili dümbük...

bir de utanması, sıkılması yokmuş gibi, "e sen de işin bitince, sonuna doğru gelirsin canım, ne var!" demez mi... sanki erken gelsem bi rezalet çıkarıcam, elalemin karısına kızına sakız olucam!

vay be! sonunda bunu da yaptın, ha çocuklu anne! beni çok kırdın, bunu bil... ama ev ısıtma partine beni çağırmamaya çalışarak, kış boyu senin ve evinin üzerinde anti-katalitik etkisi yaratma ihtimalimi de göze almış oldun böylece. yine de sana değil ama sabi sübyana kıyamam da ondan kötülük, fenalık etmem sana. o değerli eşine, o çocuk yaştaki çocuğuna dua et sen. yoksa çok fena kalbini kırmıştım senin.

bir daha da beni okullardan, kantinlerden, muhallebicilerden arama. zaten yarın, dörüsü gün yeni arkadaşlar da bulursun. beni istemezsin yanında. hoş, zaten istemiyordun, hep utanıyordun ya, neyse... yarın da eğlenin. sen ve yakın çevren, bolca gülüp, "iyi ki o çocuk yaşta arkadaşın aramıza karışıp bizi sıkmadı" deyin hep! benim boş bıraktığım koltuğa bakıp içlenmeni, "keşke o da aramızda olsaydı..." diye düşünmeni zaten istemem. çünkü zaten öyle düşünseydin, böylesi insanlık ayıbı işlemezdin.

son olarak, "çıkışta biz de zaten yanına geliriz hep beraber" deyip gönlümü almaya çalışıyorsun ya, ona da inanmadım, çocuklu anne. beni tarabya'da bir kata, bi de beş para etmez bi cep telefonuna, veyahut ev sıcaklığında bi çıtır çereze tercih ettin. ve belki de beni kaybettin çocuklu! şu an emin olamıyorum, bunu okuyup telefon edersen fikrimi değiştirebilirim. gerçi tabii o sırada ben çok uzaklarda olucam kesin.

beni arama
(özellikle sonuna nokta koymadım ki, -me, -ma olumsuz ek gibi değil de 'isim yapan ek' olarak da görünsün.)

2 Şubat 2010 Salı

kuşak farkı

bizim çocuklu annenin cumartesi günü evinde verdiği daveti daha önce anlatmıştım. beş çayı gibi toplaşma, çocukların kıyasıya bir tizlere çıkma maratonuna dönüşmüş, tenor ve soprano bebeler yeteneklerini yarıştırmıştı bu günde. işte o gün, bir başka misafiri de vardı çocuklu annenin: kendi annesi. tam patates salatası artığımı yerken aniden kapı çaldı ve tek çocuk ananesi "günden geliyorum" diyerek apar topar içeri girdi. iyi gibi, konuşkan gibi bi ananeydi. tek çocuk annesiyle dostluğumuz yıllara dayansa da annesiyle yeni tanışıyordum. ama annesi beni tanıyor gibiydi. meğer bahsim çok geçmiş. bizimki tabi hemen inkar itti ve suçu sabiye attı. anane de "hee evet, aslında bizim bebeden duydum daha çok" dedi hemen. bebe, o sırada televizyonun önünden geçenleri, görüş açısını engelleyenleri sert bir dille uyarıyor ve adeta "ben bahsetmedim" mesajı veriyordu...

akşam çocuklu annenin itirafına göre, annesi beni pek sevmiş. "o çocuk ne iş yapıyo, ne mezunu?" diye sormuş. bizimki de tabi "o hala okuyo" diyememiş utancından. geçiştirmiş ananeyi. benden utanıyo hala. burdan sana bir çift sözüm var tek çocuk annesi. benden utanma. ben senin arkadaşınım. evet belki aramızda 10-20 yaş var, belki de o kadar yok, ben biraz attım. sen beni bi abi, bi aile dostu olarak gör. senden küçüğüm diye beni örseleme, beni itme. ben de senin bi arkadaşınım. buna koskoca bir anane bile şahit olmuşken, bunu yapma.

okul çıkışı

çocuklu anne bu sabah (bana öğlen) aramış, "napıyosun" diyo. evdeyim, karşıya geçmedim, deyince morali bozuldu. meğer okuldaymış. okul çıkışı buluşak diye aramış. resmen ilk okul günü. ama derse girmemiş. derslere kayıt olmaya mı ne gitmiş koca çocuklu anne. bi tane de arkadaş bulmuş zaar, arkadan sesi geliyodu. benle konuştuklarını ona tekrarlıyo. böyle yanındaki insanla yakınlaşma adına telefondakini harcarcasına... "valla ben bugün gelemem ama başka zaman okul çıkışı buluşup bi şeyler içelim" dedim, ne diyim. koskoca bir çocuk annesi kadın akranım gibi aramış çıkışta görüşelim diyo, bozum mu etseydim...

1 Şubat 2010 Pazartesi

adeta bir altın günü















cumartesi akşamüstü arayıp 5 çayına çağırdı çocuklu anne. ablamgiller de benle deyince, "onlar da gelsin zaten burası da kalabalık" dedi. arkadan çoluk çocuk bağırtısı, kafa ısırma sesleri filan geliyodu. belli ki cidden kalabalık, saçma sapan bir ortam vardı tek çocuğun ebeveynlerinin evinde. karnım aç olduğundan önce yiyecek ne olduğunu sordum her normal insan gibi. bu da azarlar gibi ama kalanları da pay edecek gibi "patates salatası ve börek yaptım, gelin!" dedi. bi gittim ki oyyy her şeyi yemişler. ne patates kalmış ne salatası. dibini koydu önüme. "ekmekle sünnetle, tok tutar" gibisinden bir yaklaşım içine girdi. böreğinin ise dibi yanmıştı.

açlıktan nerdeyse midesi bulanan ve bu evhanımlığı konusunda kendisini yer yer geliştirmiş kadına çok fazla güvenmeyen bir insan olduğumdan neyse ki çayın yanına katığımı paketletmiştim bir pastaneden. katığımı çıkarıp, mutfakta sessizce yedim. ablamgiller de yedi. doyar gibi olduk hep. çay da fena değildi hem. iyi ki gelmiştik bu sıcak eve. resmen kaloriferin yanına kıvrılmış bir evsiz, bir mendilsatar gibi içlendim katığımla beslenirken.

çok geçmeden içerideki kalabalığın çocuklu bir başka anne ve onun canavar evlat gibi, tek çocuklu annenin kızı yaşta gibi bi başka çocuktan kaynaklandığını anladım. bu kendi küçük, yarattığı etki büyük kız çocuğu adeta on kişinin çıkarabileceği kadar gürültüyü tek başına sağlayabilen çok pratik ve çok sesli bi çocuktu. annesi ve babası tarafından artık eve gitme vakti işaret edildiğinde ise delirerek sağa sola saldıran ve gitmemek için canhıraş bir mücadeleye girişen bu küçük, evdekilere zor anlar yaşattı. yaklaşık yarım saat filan ebeveynlerine kan kusturdu. en sonunda annesi sırtlayıp çekip aldı kızını ve kapıdan çıkıp gittiler. kızın başarıyla çıktığı tizler apartman boşluğundan da duyuluyordu. hepimiz için sıkıntılı dakikalardı bunlar...

bizim tek çocuk annesi ise bu olay sonrası kapıyı hızla kapatıp kendi kızının elini sıkıp, onu yanaklarından öperek tebrik etti. ne kadar uslu bir kız olduğunu anlatır, kredisini verir bir şekilde kendisini pohpohladı. bu hareketiyle aslında biz misafirlerinin karşısında, kızına verdiği terbiye ile övündüğünü, adeta kabardığını sanki anlamadım ben. yine de haklıydı. ben de bu küçük kızı az daha takdir edecektim. ama o sırada bana televizyonun önünde duruyorum diye bağırdı bu küçük yavru. kendi içinde haklı olsa da büyüğü olan bana karşı bu hareketi ayıptı. yine de çocuklu annenin meyvesi deyip, gülüp geçtim. (sevgi dolu bir biçimde gülüp) ((değerli eşe burdan sonsuz saygılar. meyvenin ondan tarafı oldukça güçlü bana kalırsa))

yeni garson






















geçen cumartesi gecesi tek çocuk annesi, kızını yine anasıgile bırakarak kendini gecelere atmıştı. elbette yanında yine bir tek ben vardım. bütün gece iç karartan sohbetler ederek kendisiyle duygusal açıdan yakınlaştık. dertlerimizi açmıştık çünkü birbirimize. artık ben, sen değil, biz olmuştuk çocuklu anneyle... ama biliyorum ki bu satırları okuyorsa nefesi sıkışıyordur, hayır öyle bir şey olmadı diyordur çocuklu anne. çünkü ben yaşta insanla arkadaşlık etmekten utanan bir çocuk annesi o. hakkı da yok değil. nerden baksan genç gibi, çocuğunun abisi yaşında gibi insanım. ama sevecen ve olguna benziyorum. o da sevecenliğimden tedirgin oluyo. korkuyo sevecenliğimden.

çocuklu annenin paranoyak tavırlarını bir kenara bırakacak olursak o gece çok da güldük aslında. çünkü geceyi geçirdiğimiz mekanda yeni bir garson alımına gidilmiş. bu yeni garson da nerden baksan türk gibi olmayan, sarışın, kıvır kıvır saçlı, mavi gözlü, sarı sakallı, iri yarı bi tip. yani ver eline ukuleleyi, ver eline gitarı, al sana "bant & arkaoda sunar: kulaktan kulağa bilmem kim". sadi de posterini yapar. tam olur. hemen her özelliğiyle bir amerikan folk şarkıcısı bu yeni garson, bana kalırsa "mavi göl"deki sarı pipinin adada unutulmuş oğluna tuhaf bir benzerlik içinde. adeta onun büyümüş, eli ekmek tutacak yaşa gelmiş hali... ama belli ki özünde iyi de insan. yine de benim, çocuklu annenin ve değerli eşin benzetme ve yakıştırmalarından nasibini almasına engel değil tabii bütün bunlar...

boncuk gibi, sakallı kıvanç tatlıtuğ gibi, saçları yer yer uğur gürsoy'un faik'i gibi, ey gidi yeni garson...