ama ne eğlendik! danslar mı etmedik, kafamızın üstünde mi dönmedik, parendeler atarak birbirimizi mi selamlamadık, neler neler...yok lan parende kısmını abarttım. ama çocuklu anne yaşına başına bakmadan kafasının üstünde dönmelere, bi takım hızlı figürlere yeşil ışık yakmadı değil. adeta gaza gelmiş, tüm sevdikleri etrafını doldurdukça orta yere bombalama atlamalara kalkmıştı. yine de duygu dolu bi ortam gibiydi. ne de olsa yakın çevremizin önde gelen, gelmeyen herkesi bir aradaydı. tek tük eksikler de vardı elbette. ama o da nazar boncuğuydu adeta. zaten onlar da olmuş olsa ve allah saklasın evde bi yangın, bi afet olsa, kadıköy semti sanat camiası önemli bir yara alırdı. "the day the art died" diye anılabilirdi o gün. yine allah korudu.
onca adam bir de toplu fotoğraf çekildik. valla biri beni ayağıyla fena ezikledi o hengamede. o kişiyi o an tespit edemedim. ortalık ana baba günüydü. bedava içkiyi, çıtır çerezi duyan gelmişti. dansa, eğlenceye doymaktı, hep birlikte eğlenmekti amaç. ama değerli eş iyi bir müzik koleksiyoneri olduğundan hep entel şarkılar çaldılar. figürlerim için uygun bi müzik değildi bu. ben umduğumu bulamadım doğrusu. içki olsun, çerez olsun zaten bunlar sıkça tükettiğim şeylerdi. ama fakir fukara sevindi.
çocuklu annenin yaptığı kuskuslu makarna salatasını anlamadım. ama yedim ondan. sonuçta ortada bir emek vardı ve buna kayıtsız kalamazdım. sebzeli börek de yapmıştı, ondan da gelip gidip tırtıkladım. üç dakikada koca tepsinin dibini gördük hep birlikte. meğer millet akşam yemeğini de aradan çıkarırız diye düşünmüş. bazı madrabazlar gece boyunca açık büfe şeklindeki masanın etrafından bi an olsun ayrılmadı. bazısı sandalye çekip oturuyor, hem kendini hem de evsahibi çifti zor duruma düşürüyordu. özellikle de servise engel oldular, her şeyi hep yediler. olsun bal şeker olsun ama böyle terbiyesizlik de görmedim. masanın imanına kakmışlar!
misafirlerini sıkça zorlu kış şartları altında beklenen tadı vermeyen terasında sigara içirtti çocuklu çift. gerçi içerlerde de kaçak içenler oldu hep. ben ailenin yakın bi dostu olarak kendilerini çeşitli defalar tenkit ettim ama üzerime yürüyenler filan olunca naalet ederek gittim yanlarından. bazı insanlar, yakınım dediğimler nezaketten, incelikten uzakmışlar, karambolde terliğime bile el koyan oldu. gece boyunca onca içini ısıtmışıdım. terasa çıkarken ben de mecburen küçük yavrunun kenarda bulduğum mini terliklerine ayak başparmağı takarak aralarna karıştım. tehdit dolu dakikalardı, hatırlamak istemiyorum...
gecenin ilerleyen saatlerinde çocuklu anne ve değerli eşi, sanırım hem gelen hediyeleri yeterli ve çok da kullanışlı bulmayarak, hem de eve daha fazla eziyet etmeyelim diye bizi kovalamaya başladılar. özellikle çocuklu annenin bi takım esneme hareketleri, değerli eşin uyku dansları çok kırıcıydı. bizi kadıköy'ün uğrak mekanı dans kulüplerine yönlendiriyor, arkamızdan geliyomuş gibi de montlarını giyer gibi yapıyorlardı. adeta çocuk yaştakileri kandırmaktı niyetleri. tabi ben kanmadım ve geceye damgamı vurdum her şekilde. sonrasında bu tenkitlere daha fazla direnemeyerek arkaoda'da kafaları çekmeye gittik. orda da bazı aksilikler oldu. isim vermiycem ama bence bazı arkadaşların gözü değdi ve nazar çıktı. bilirsiniz, renkli gözlülerde nazar olur. (zan altı)
p.s. toplu çekim fotosu henüz elime ulaşmadı, ulaştığında -çirkin çıkmadıysam- belki de buraya fişeklerim sonuçta bana kalmış. ama şimdilik bu, eve giderken yolda çekilen resmimizle idare edin (beklenen şaka) (son şakasını yaptı)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder