
cumartesi akşamüstü arayıp 5 çayına çağırdı çocuklu anne. ablamgiller de benle deyince, "onlar da gelsin zaten burası da kalabalık" dedi. arkadan çoluk çocuk bağırtısı, kafa ısırma sesleri filan geliyodu. belli ki cidden kalabalık, saçma sapan bir ortam vardı tek çocuğun ebeveynlerinin evinde. karnım aç olduğundan önce yiyecek ne olduğunu sordum her normal insan gibi. bu da azarlar gibi ama kalanları da pay edecek gibi "patates salatası ve börek yaptım, gelin!" dedi. bi gittim ki oyyy her şeyi yemişler. ne patates kalmış ne salatası. dibini koydu önüme. "ekmekle sünnetle, tok tutar" gibisinden bir yaklaşım içine girdi. böreğinin ise dibi yanmıştı.
açlıktan nerdeyse midesi bulanan ve bu evhanımlığı konusunda kendisini yer yer geliştirmiş kadına çok fazla güvenmeyen bir insan olduğumdan neyse ki çayın yanına katığımı paketletmiştim bir pastaneden. katığımı çıkarıp, mutfakta sessizce yedim. ablamgiller de yedi. doyar gibi olduk hep. çay da fena değildi hem. iyi ki gelmiştik bu sıcak eve. resmen kaloriferin yanına kıvrılmış bir evsiz, bir mendilsatar gibi içlendim katığımla beslenirken.
çok geçmeden içerideki kalabalığın çocuklu bir başka anne ve onun canavar evlat gibi, tek çocuklu annenin kızı yaşta gibi bi başka çocuktan kaynaklandığını anladım. bu kendi küçük, yarattığı etki büyük kız çocuğu adeta on kişinin çıkarabileceği kadar gürültüyü tek başına sağlayabilen çok pratik ve çok sesli bi çocuktu. annesi ve babası tarafından artık eve gitme vakti işaret edildiğinde ise delirerek sağa sola saldıran ve gitmemek için canhıraş bir mücadeleye girişen bu küçük, evdekilere zor anlar yaşattı. yaklaşık yarım saat filan ebeveynlerine kan kusturdu. en sonunda annesi sırtlayıp çekip aldı kızını ve kapıdan çıkıp gittiler. kızın başarıyla çıktığı tizler apartman boşluğundan da duyuluyordu. hepimiz için sıkıntılı dakikalardı bunlar...
bizim tek çocuk annesi ise bu olay sonrası kapıyı hızla kapatıp kendi kızının elini sıkıp, onu yanaklarından öperek tebrik etti. ne kadar uslu bir kız olduğunu anlatır, kredisini verir bir şekilde kendisini pohpohladı. bu hareketiyle aslında biz misafirlerinin karşısında, kızına verdiği terbiye ile övündüğünü, adeta kabardığını sanki anlamadım ben. yine de haklıydı. ben de bu küçük kızı az daha takdir edecektim. ama o sırada bana televizyonun önünde duruyorum diye bağırdı bu küçük yavru. kendi içinde haklı olsa da büyüğü olan bana karşı bu hareketi ayıptı. yine de çocuklu annenin meyvesi deyip, gülüp geçtim. (sevgi dolu bir biçimde gülüp) ((değerli eşe burdan sonsuz saygılar. meyvenin ondan tarafı oldukça güçlü bana kalırsa))

'gibi' edatını rahat bırak!
YanıtlaSil