
geçen gün kuşluk vakti uyandım yine. saat nerdeyse öğlen 2'ye geliyordu. hemen bizim çocuklu anneyi aradım. nerde, ne yapıyordu, meraktaydım... değerli eşinin ekmek teknesine gitmiş, adamı lafa tutuyordu. hemen giyinip çıktım. bi de çıkmadan önce "vogue buldum evde, getiriyim mi?" dedim. "aaa getir getir!" dedi hemen çocuklums. "boşuna para vermiyim" diye ekledi hesapçı anne. ordan değerli eş "aa ben de merak ediyorum, getirsin" dedi. bu çıkışı yer yer ayıplamama rağmen çantaya kafam kadar ağır vogue'u atıp çıktım evden.
ekmek teknesinde bir süre vogue yorumladı bizim çocuklu anne çok biliyomuş gibi. yok hiçbi yeniliği yokmuş, yok çok da matah değilmiş. sanki dergiyi ben yapmışım gibi söyleniyordu bana. resmen paramla rezil oluyodum. "eeehhh yeter bee!" diyerek derginin cilt kısmıyla dirseğini ittirerek alıp çantama attım yerli malı vogue'u. ve "ben açıııım!" diye inledim teknenin ortasında. bizim kız irkildi. "hadi yımağaa!" diye kükrememden korkup önüme düştü ve kadife sokak'ın güzide restoranlarından birinde soğan ekmek filan yemeğe gittik.
yemekten sonra değerli eş alışverişe çıkmayı teklif etti. sanırım hala vogue'un etkisindeydi. mehmet günsür'ün kırmızı takım elbisesini beğenmiş gibi illa da moda'daki özel tasarım ürünleri satan dükkana gidelim diye ısrar etmeye başladı. kıramadık gittik. baktık ki değerli eş iki dakika sonra eline tişörtleri hırkaları almış geliyo. üstüne tuttuğunu kafasıyla onaylayarak satın alıyor. bu manzaradan güç alan tek çocuk annesi ise hemen bi elbise denemeye kalktı ama ben ona medium'un içine giremezsin demiştim... dinlemedi. dikişleri patlatmak pahasına denedi. beş dakika sonra kabinden çıktı ve "yok yeaa bol geldi" gibi züğürt tesellileriyle bizi dükkandan itekleyerek çıkardı. kabinden gelen yırtılma ve dar gelme seslerine bakılacak olursa, bi daha tükanın önünden geçecek yüzümüz kalmadı hiçbirimizin yemin ederim...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder