
pazar akşamı the fiery furnaces konseri sonrası doğrusu enerjim bitmemişti. yeterli randımanı alamamıştım gece için kendimden. ama eve birlikte döndüğümüz çocuklu anne, değerli eşi, kembriçli gözde ve modalı ece olsun hep çok yorgun insanlardı. özellikle tek çocuk yorgununa üç gecenin ağırlığı bi anda çökmüştü. arabaya binmeden önce kollarıma yığılır gibi oldu. tarkan hayranı gibi bayılacaktı nerdeyse. kendisinden o an için soğur gibi olsam da sonra üzülüp hemen öne bindirdik aracın. araçta sıkça ne kadar aç olduğumdan ve bi şeyler yeme önerilerimden bahsettim. ama bunlar hiç oralı olmadı. değerli eş karnını öfeleyerek ne kadar tok olduğunu ve ne de güzel bi akşam yemeği yemiş olduğunu belirtti. diğerleri de hiç aç olmadıklarını söyledi. ben de "en azından bi arkaoda'ya çek be!" dedim direksiyondaki değerli eşe. "en azından az laflarız"...
bunlar güya benim zorumla arkaoda'nın kapısına dayandı. resmen itiş kakış girdik içeri. sanki içerde altın dağıtıyollar. hele o çocuklu gözüdönmüşün bi koşuşu vardı ki bahçeye... ben böyle rizalet bi görüntü görmedim. önden gidip köşe koltuğu kapmak mıydı neydi amacı?.. biraz sonra siparişlerimizi verdik. ben de aç olduğumdan garson arkadaşa "masayı donat delikanlı!" direktifi verdim. hemen ardından delikanlı bi elinde cips, diğer elinde çerez kaseleriyle masamıza geldi. açlığın verdiği moral bozukluğu da vardı üzerimde. biraz içime kapanır katığımı yerim, sonra da muhabbete dahil olurum diye düşündüm. ben bunları düşünürken bizimkiler boş durmamış meğer. önüme baktım bi de ne göreyim!
kocce iki kaseye nasıl dadanmışlarsa artık, bi tek sevilmeyen yemişlerle birkaç parça cips artığı kalmıştı. önlerinden alan varmış gibi sözde tok bu insanlar göz göre göre aç insanın rıskıyla oynadı. her şeyi hep yedi. değerli eş yine midesini ovalıyordu. o an hepsine bi yabancılaştım. onlar da biraz utanarak bana acır gibi oldu. özellikle değerli eş epey üzülmüştü. delikanlıdan yemişleri tazelemesini rica ettikten sonra bizimkilere gözdağını verdim. bunlar da imana geldi de yeni gelenleri içkime katık ettim. gözlerim açıldı. tek çocuk annesinin gözü hala kavrulmuş mısırdaydı ama. her anlamda tam bir "tip" olan anne, kuruyemişte de en az sevilen, en sıkıcı yemişi bulmuş ve gönlünü ona kaptırmıştı elbet. şaşıracak değildim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder